header image
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

parsOsman Sınav’ın yönettiği ‘Pars-Kiraz Operasyonu’ uyuşturucu mafyasına direnen gözü pek bir polisin öyküsü etrafında Türk gençliğinin uyuşturucu bağımlılığına ve sistemin açmazlarına dikkat çekiyor.

Çok renkli, çok zevkli, ama en çok da düzensiz… Ee çekiciliği de burada… Batılılar, Türkiye’deki hayata ilişkin ne zaman güzellemeye soyunsalar, hep bu ifadelerle inşa ederler beğenilerini. İşin garibi onca harekete, onca dinamizme karşın, bir anlamda hayatın yansıması olarak kabul edilen sinema, paralel bir refleks gösteremez bu topraklarda. Aksiyon, Türk sineması için her daim eksik bir parçadır. Ne zamanki teknik gelişti, bütçeler için kesenin ağzı açıldı, aksiyonun da sesi daha bir gür çıkar oldu.
Lakin bu eksik tarihin sayfaları tamamlanırken, ister istemez birtakım problemler de önümüze atılıyor. Örnek mi? Diyelim ki bir TIR’la çekilmiş kaçma kovalamaca sahnesi mi var, (üzgünüz ki) aklımıza ‘Terminator 2′ geliyor. Hele ki o filmin çekildiği tarihten 10-15 yıl sonra aynı sahnelerle karşılaşıyorsak, ‘Biz bunları görmüştük’ duygusunun ağırlığı da fazla oluyor.
Yönetmenlik yeteneklerine inandığımız, içerik olarak pek tatmin etmese de sinematografik güzellikler barındıran ‘Deliyürek: Bumerang Cehennemi’nin yanı sıra ‘Ekmek Teknesi’, ‘Kurtlar Vadisi’, ‘Deliyürek’ gibi dizileriyle de tanıdığımız Osman Sınav, ‘Pars-Kiraz Operasyonu’yla işte böylesi bir problemi hem kendi adına yaşıyor, hem de eleştirmenleri ve seyirciyi böylesi bir hesaplaşmanın içine itiyor. Film kısaca özetlemek gerekirse, sosyal yaralara da parmak basmak isteyen bir aksiyon. Hem sinemasal açıdan oyunu kuralına göre oynamak istiyor, hem de ait olduğu coğrafyanın şu aralar boğuştuğu meseleler hakkında fikir yürütmek, durum tespiti yapmak ve de yorumda bulunmak gibi dertlerin peşine düşüyor.
Film, aksiyon standartları açısından dünya ölçülerinde bir sekansla açılıyor. Narkotikten bir grup polis, başkomiser Ertuğrul öncülüğünde bir bara operasyon düzenliyor. Silahlı çatışmanın ardından suçlular öldürülerek ele geçiriliyor. Akabinde, Haşhaşi isimli muhbir komiserin evini basarak Ertuğrul’u ve eşini öldürüyor. Film, 16 yıl sonra Haşhaşi’nin baskınından şans eseri kurtulan komiserin oğulları Atilla ve Tayfun’la buluşturuyor bizleri. Almanya’da büyüyen ikili, daha sonra tekrar yurda dönmüş, Atilla babasının yolundan giderek ‘Narkotik’in etkili elemanlarından biri olmuştur. Tayfun ise lise hayatını sürdürmektedir. Öte yandan saygın bir işadamı bir yandan okul açıp eğitime katkıda bulunmakta, öte yandan da ‘ecstacy ticareti’yle bir anlamda aynı okulları zehirlemektedir. Atilla’nın yolu, elbette bu işadamı ve çetesiyle kesişir…

Petrolden daha kârlı
‘Pars-Kiraz Operasyonu’, aslında Hollywood açısından da son dönemlerin gözde konularından biri olan bir uyuşturucu baronlarının örgütlediği karteller ve bu trafiği engellemeye çalışan gözü kara polis motifi üzerinden kuruyor öyküsünü. Will Smith-Martin Lawrence ikilisinin başrollerini paylaştığı ‘Bad Boys 2′, Vin Diesel’li ‘A Man Apart’ ya da son olarak ‘Miami Vice’, aşağı yukarı ‘Pars-Kiraz Operasyonu’nun meseleleriyle iştigal ediyordu. Sınav ve senaristi Aybars Bora Kahyaoğlu, bu hikâyesel benzerliği liselerde artık had safhaya ulaşan uyuşturucu bağımlılığı ve bunun sonuçlarıyla kırarken, aynı zamanda Afganistan’da üretilen maddenin New York’a kadar ulaşırken kazandığı değerin de altını çiziyor. 500 dolarlık uyuşturucu, Hakkâri’de 8 bin, Yüksekova’da işlenip İstanbul’a ulaştığında 25 bin, Yunanistan’a geçtiğinde 50 bin, Amsterdam ve Londra’da piyasaya sürüldüğünde ise 100 bin dolarlık bir hacme ulaşıyor. İş okyanusu aşıp New York’a vardığında ise 150 bin dolarlık bir pusula atılıyor önünüze. Filme göre petrol dahil dünya üzerinde hiçbir şey bu kadar kâr getirmiyor. Üstelik geçmişte sadece trafiğin bir kolu olan Türkiye, yaklaşık 25-30 milyonluk genç nüfusuyla da hatırı sayılır bir pazar. ‘Pars-Kiraz Operasyonu’ da bütün bu bilgileri ve teşhisleri, dramatik bir öykü eşliğinde bizlerle paylaşıyor.
Osman Sınav, ‘Deliyürek: Bumerang Cehennemi’ de göz önüne alındığında son derece sert erkek öyküleri anlatıyor. Onun dünyasında mertlik, dürüstlük ve elbette bu vatanın kadrini bilmek, ön plana çıkan özellikler. ‘Pars-Kiraz Operasyonu’nda benzer öğeleri bulmak mümkün (Keza Mehmet Kurtuluş da fiziğiyle Kenan İmirzalıoğlu’nu hatırlatıyor). Bütün bunlar elbette yönetmenin tercihleri. Sınav gibi naif bir entelektüelin, bilinçaltının maço karakterlerde dışavurumu ilginç tabii. Öte yandan son derece iyi çekilmiş bir aksiyon sekansıyla açılan film, yine son derece etkili, tek plan hissi veren bir sahneyle kapanırken (kamera Swissotel’in çatısından yola çıkıp Anadolu yakasına uzanıyor ve burada, bir mezarlıkla görüntüyü sonlandırıyor) aradaki yaklaşık 120 dakikaya yayılan dramatik anlarda öykü zaman zaman istediği etkiyi yaratamıyor. Mesela genç polis Atilla’nın çevresindeki iki kadınla (biri devresi Asena, diğeri de İnci öğretmen) tuhaf bir ilişkisi var. Almanya da görmüş Atilla, bu kadınlarla tuhaf (aseksüel demek de mümkün) bir ilişkiyi paylaşıyor, onlarla flörtöz takılırken demode bir şekilde bol bol rol kesiyor. Atilla’nın kardeşinin ölüm haberini aldığı sahne, keza babasının öcünü aldığı çatışma sahnesi, istediği oranda etkileyici olamayan diğer bölümler. Ayrıca uyuşturucu zincirinin başındaki kişinin Lübnanlı bir Ermeni çıkması da doğrusu beni rahatsız etti. Gerçekte böylesi bir vaka olabilir, bu veri polis kayıtlarında bulunabilir. Ama ben yine de Osman Sınav gibi bir aydından, son derece hassas bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde adres gösterircesine algılanabilecek bu tavırdan uzak durmasını beklerdim.
Oyunculuklara gelince özellikle Mehmet Kurtuluş ve Haluk Piyes’te gelgitler fazlasıyla yaşanıyor. Udo Kier ve Murat Daltaban gayet iyi, Uğur Polat ‘Sis ve Gece’de kaldığı yerden operasyonlara devam ediyor. Nida Şafak da iyi oynuyor ama karakteri fazla erkeksi, durmadan ‘Abicim, abicim’ diyen bir kadına kim âşık olur ki?
Sonuç olarak ‘Pars-Kiraz Operasyonu’ aksiyonel başarısını öykü düzeyinde tekrarlayamayan bir çalışma olmuş… Kötü adamlar ölse de sistemin kaldığı yerden kendini yenilediği tespiti de filmin kaydadeğer yanlarından…

Etiketler: , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular