header image
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

Kiraz OperasyonuKafamda taşıdığım sorulardan birinin cevabını buldum: Türkiye’de olanlar beyazperdeye aktarmak istendiğinde bunu yapacak kadro da, oyuncu da, sermaye gücü de var; dünya pazarına çıkabilecek çapta film yapabiliyoruz…

Bu kanaate Osman Sınav imzasını taşıyan ‘Pars: Kiraz Operasyonu’ filmini izledikten sonra vardım. Bazen Martin Scorcese’nin Oscar kazandığı ‘Departed’ filminin dilini yakalayan, bazen James Bond filmlerinde rastlanan türden takip sahneleriyle “Aksiyonsa, işte size aksiyon” dedirten bir film olmuş ‘Pars’… Daha güzel olanı da, işlediği konu, günümüzün en önemli sorunlarından biriyle ilgili: Uyuşturucu kaçakçılığı…

Afganistan’da 500 dolara satılan hammadde ABD’ye ulaştığında 160 bin dolar değerini kazanıyor; geçtiği her ülkede değerine değer katılarak… “Türkiye geçiş ülkesi, bizde kullanılmıyor ki…” rahatlığının devri geçti; toz bizde işlenip sınırlarımızdan transit geçiyor, ama bir süre sonra kimyasal ürün (hap) olarak liselerimizin kapısını çalıyor… Hapla kafa bulanların sayısı arttıkça, yaş sınırı da aşağıya iniyor… Tozu işleyip taşıyan da hapı getirip pazarlayan da hep aynı çeteler…

Osman Sınav, ince işlenmiş senaryosu ve güçlü oyuncu kadrosuyla heyecan dozu yüksek mesajlı bir macera filmi olarak çekmiş Pars’ı…

Malatya’da önceki gün meydana gelen boğazı kesilerek öldürülen misyonerler olayı fazla ’sürrealist’ bir film görüntüsünde değil mi? Kaldıkları yurttan (yurdun adı bile anlamlı: İhlâs) ayrılırken, “Beşimiz kardeşiz, dönmeyebiliriz, hakkınızı helâl edin” yazılı birer mektup yazıp bırakıyorlar… Sonrası bir ‘Quentin Tarantino filmi’ gibi; iç içe geçmiş esrarengizlikler ve her yere sıvışan kandan bir göl… Sanki birazdan Billy Thornton’un canlandırdığı ‘Temizleyici’ gelip etraftaki kanları yok edecek…

Yakın zamana kadar, “Bizde izlenmeye değer aksiyon filmi çekilemediği için, hayat aksiyon gibi” diye düşünüyordum; Trabzon’da rahip cinayeti, Danıştay baskını, Hrant Dink suikastı ‘gerçek birer aksiyon’ olayı… Şimdi bunlara Malatya’daki misyoner katliamı eklendi.

Diyarbakır’ın halkla bütünleşmiş emniyet müdürü Gaffar Okkan suikasta uğrayalı altı yıl olmuş… Sanıkları yargılayan mahkeme bu hafta karara vardı. Yargıçlar, “İşte bunlar yaptı” diye karşılarına çıkarılanları beğenmediklerini, “Yargıladık, ama cinayeti bu tıfıllar işlemiş olamaz” diye kararlarına geçirdiler…

Gaffar Müdürün uğradığı cinayetin ayrıntılarını çoğumuz unuttuk. Cinayetin Hollywood filmlerini andırır görüntüleri polis kameralarıyla tespit edilmişti. Olayın ardından gördüklerimi şöyle anlatmışım: “Polis kamerasıyla suikast sonrasının görüntüleri yayınlandı ya, Diyarbakır’da meydana gelen olayın benzerlerini nerede gördüğümü hatırladım: Amerikan filmlerinde… Özel eğitilmiş timlerin operasyonları üzerine oturan Amerikan filmlerinde vardır buna benzer sahneler, bir de Mafya filmlerinde… Onlarda bile, bu kadar kalabalık eylemciden bir-ikisi kim vurduya gider, bazısı yolunu şaşırıp kendini ele verir…”

Karşılarına “Kâtil bunlar” diye getirilenleri beğenmemişse yargıçlar, gözleriyle gördükleri çekimlere o gençleri yakıştıramadıkları içindir…

Şimdi bir soru: Acaba, Gaffar Okkan’ın uğradığı cinayetle, daha önce burada kayda geçirdiğim Kavacık’taki beş saatten fazla süren Hizbullah operasyonu arasında irtibat kurmuş mudur yargıçlar?

Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan Ocak 2001′de cinayete kurban gitti. O tarihten tam bir yıl önce (Ocak 2000′de) Hizbullah gerçeğiyle Türkiye’yi yüzleştiren İstanbul/Kavacık’taki operasyon yapılmıştı.

O günlerde şu notu düşmüşüm Kulis’e: “Kavacık operasyonunun gecesi karşılaştığım, vaktiyle kendisi de bu tür operasyonlarda bulunmuş üst düzey bir yetkili, ‘Olan-biten tam bir şovdu’ diyecekti bana ve ekleyecekti: ‘Silâhlı çatışma başladı mı, operasyon en fazla on dakika içerisinde biter…’ Bizim operasyon tam beş saat sürdü. Aniden kıstırıldığı söylenen militanlara karşı girişilen operasyonda, televizyonda gördüm, Hizbullah’ı iyi bilen Diyarbakır emniyet müdürü Gaffar Okan da görev almıştı. Ne tesadüf, değil mi?”

Tesadüfler bizde çok fazladır; gerçek hayatta karşılaşılan kadar tesadüfe yer verilse filmlerde, izleyici, “Bu kadarı fazla” deyip o dakika filmi terk eder… Ama biz nereye gidebiliriz ki?

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ufukta gözükmediği günlerde, “Ortalık kan gölüne dönebilir, hatta domuz bağlı cinayetlere bile kendinizi hazırlayın” deyip durduğumu dün bir dost hatırlattı; “Yazdın da, programlarda söyledin de…” diyerek…

Henüz Tarantino filmleri çekemiyoruz, ama aksiyon filmlerinde ‘Pars’ bir dönüm noktası…

Etiketler: , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular