header image
26 Eylül 2010 Röportajlar 2 Yorum var
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

Yusuf Miroğlu’nun, Polat Alemdar’ın yaratıcısı Osman Sınav, atv’de yayınlanan Kılıç Günü isimli diziyle bir kez daha gündeme oturdu. Bu kez kahramanının ismi Kılıç Ali. Sınav, bu dizide dönüp durduğu, kendisine merkez edindiği tek düşüncenin adalet olduğunu söylüyor.

Osman Sınav kendi adıyla proje satan bir isim. Onun yaptığı işler hep merakla beklenir. Özellikle bir kesim tarafından neredeyse fanatizm noktasında takip edilen Sınav’ın projeleri kadar, karakterleri de ses getirir. Bir Yusuf Miroğlu’nu, bir Polat Alemdar’ı unutmaya imkân var mı? Öyle ki bu karakterlerin fenomenleşmesiyle ilgili tartışmalar, her şeyi baştan sorgulatan teoriler üretilir. İşte o çok konuşulan ve tartışılan Osman Sınav, yine çok tartışılacak ve konuşulacak bir kahramanla izleyici karşısında: Kılıç Ali. Kılıç Günü isimli atv’de yayınlanan dizinin kahramanı, Osman Sınav’ın yarattığı diğer karakterler gibi adalet peşinde. Ve tabii ki elinde silahıyla… Osman Sınav’la, Osman Sınav fenomenini, ve kahramanlarını konuştuk.

osman_sinav_sg_kg - Siz ‘kahramanlar yaratan yapımcı,’ olarak anılıyorsunuz. Sizin bir kahramanınız var mı?
- Rol modellerim var ama kahramanım yok. Rol modellerim hocalarım ve babam. Babam çok önemli bir rol model benim için.

- Sizi ve kardeşlerinizi zorluklar içinde büyüttüğü için mi?
- 1930 doğumlu babam. Hiç okula gitmeden hem Arapçayı hem yeni yazıyı öğrenip, askerden 10 parmak daktilocu olarak dönmüş. İlkokul yüzü bile görmemiş. Çünkü ailesinden bir kişi seçilmiş okutulmak için, o da amcam ve Türkiye’nin önemli cerrahlarından biri. Ailede medrese geleneğinden gelme bir okuma yatkınlığı var. Ama babam okul yüzü görmemiş. Tüm hayatını ‘Çocuklarımı okutacağım ve Toros köyünden çıkaracağım,’ diye planladı. Hep böyle yaşadı. Biz beş kardeşiz en okumayanı benim, kardeşlerimin biri Gazi Üniversitesi’nde doçent, biri 12 yıl Amerika’da profesörlük yaptı, biri Siyami Ersek’de nükleer tıp doçenti, biri eczacı…

- Kardeşlerinizden biri 28 şubat sürecinde ordudan ihraç edilmiş…
- Evet, 12 yıl Amerika’da profesörlük yapan kardeşim o süreçte ihraç edilmişti. Böyle bir talihsizlik yaşadı.

- Tüm bu yaşadıklarınız, babanızın sizi okutma çabası, kardeşinizin yaşadıkları, sizin yaratıcılığınıza yansıyan şeyler mi oldu?
- Tabii ki. Bir sanatçının yaratıcılığına yaşadıkları, yakın çevresi, etrafında olanlar yansır. Benim hayatım biraz yakın Türkiye tarihi gibi. Ben 78 kuşağı insanıyım. Çok şey yaşadım. Ben dört yaşındayken, 60 ihtilali olmuş, ortaokuldayken 12 Mart olmuş, gençlik yıllarımız ideolojik yıllardı. Üniversiteyi bitiremediğim yıllarda 12 Eylül oldu. 28 Şubat’ı yaşadım. Tüm bunların yansıması olacaktır. Ben 12 Eylül sonrası aktif siyaset dışı kalmayı seçtim. Tam da o yıllarda, 1978-79′da Cemil Meriç okumaya başladım. Birçok şey okuyordum ama Cemil Meriç’ten öğrendiğim çok önemli bir şey vardı, o dönem ideolojiyle yoğrulduğumuz yıllardı, Meriç ‘- izm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir,’ diyordu. 12 Eylül sonrası kendi adıma ben bunu gördüm.

- Ama bir avantajınız var sizin kendinizi ifade etmek adına…
- Evet, ben bir sanatçıyım. Benim izm’lere ve aktif siyasete ihtiyacım yok. İzm’lere ve siyasete ufuk açacak bir yerdeyim ben. Aktif olarak uzaklaştım hâlâ da öyle duruyorum.

- Ama uzaklaştım dediğiniz noktada bile, bir duruş sergiliyorsunuz. Bu çok rastlanan bir şey değil özellikle dizi sektöründe…
- Geçenlerde İngiltere’de master yapan, Ürdün kökenli biri geldi. Master konusu benim. Birkaç Nobelli bir hocası var, o da beni konu seçmesine şaşırmış. Gerekçe olarak bana şunu söyledi: ‘Ben Ortadoğuluyum, 20 kişiden biri sizi seyrediyor. Türkiye’de bir araştırma yaptım, bir duruş sergilediğiniz fark ettim, sizi izliyorlar sadece oyuncularınızı değil. Türkiye’de altı kişiden birinin rol modelisiniz,’ dedi. Bu benim için de çok şaşırtıcı bir şey. Eleştirdiğimi ama aynı zamanda devletçi olduğumu söyledi. Ben devletçiyim ama yaptığım şeylere bakılınca sistemi eleştirmek konusunda benden daha sert, bu kadar özgün kimse yok. Herkes ortalıkta mum yakıp, Susurluk’u protesto ederken, ben Susurluk’un içinde ne dönüyor konusunu yaptım. Deliyürek’i yaptım. Bu benim duruşumla ilgili bir şey. Yaşadıklarımdan süzülüp gelen bir duruş şekli bu. Ben bir gün Fahrettin Paşa filmi yapmak istiyorum. Medine müdafasıyla destanlaşan Fahrettin Paşa benim rol modelim.

- Yani kahramanlar yaratırken farkında olmadan halkın kahramanı mı olmuşsunuz?
- Bir rol model oluşmuş, doğrudur.

- Kahramansız kurtulmuyor mu bu ülke, nedir zorunuz?
- Zorumuz değil. Hikâye anlatmanın üç sebebinden biri rol model yaratmaktır. Bizim işimiz bu. Önemli olan doğru rol model sunmak. Suç mu kahraman yaratmak? Kahraman ihtiyacı demokrasinin yükseldiği ülkelerde azalır. Toplumların her zaman kahramana ihtiyacı vardır. Gelişmiş ülkelerde de kahramanlar vardır belki daha barışçıl, daha demokratik kahramanlardır onlar. Demokratik toplum olmak için eleştirel bir yerden bakmamız ve onu oluşturacak sarsıcı şeyler yapmamız lazım. Topluma soru sormamız lazım. Ben soru sorup, ezber bozuyorum. Ben trend bu diye bir şey yapmıyorum. Sonuçta bir dükkân işletiyorum, yüzlerce insan çalışıyor, ekmek parası kazanıyoruz, minimum risk olmam lazım ama benim yaptığım şey büyük risk almakla ilgili. İnsanların alışmadığı, yeni şeyler yapıyorum, risk alıyorum. Ben bunu seviyorum. Kılıç Günü’nde bir rol model çıkıyor ortaya. Bu ayağı çamurlu bir rol model, sokaktan geliyor, çetecilik yapmış, camiden halı çalıp kerhaneye gitmiş. Burada doğru insana giden bir hikâyeden bahsediyoruz.

- Peki kahramanların elinde niye hep silah var? Silahsız kahraman olamaz mı?
- Taa Yusuf Miroğlu’ndan itibaren, silahı elinden atmak üzerine en çok ben konuştum bu ülkede. Benim kahramanlarımın hiçbiri nefsi müdafa haricinde asla eline silah almadı. Çektikleri her tetik hesaplıdır. Vara yoğa elinde silahla sokaklarda dolaşmaz. Ben şu anda Sakarya Fırat’ta terörle mücadele eden askerlerin dizisini çekiyorum. Orada bile, ilk kurşunu biz atmayacağız diye karar verdik. Bunun sahnesini yaptık. Silah var hayatımızda, görmezden gelemeyiz ki, bir sürü filmde, dizide silah var, bir tek Osman Sınav’ın ki tartışılıyor. Çünkü ben bir şey söylüyorum. Diğerleri bir şey söylemiyor, sokaklarda bir sürü insan geçiyor, polis sağa sola ateş ediyor, böyle sahneler var, kimse bunu tartışmıyor. Bunu da tartışılsın diye söylüyorum, bundan rahatsız değilim. Ben insanlara ‘Bulunduğunuz yerden memnun musunuz?’ diye soruyorum.

- Niye bunu yapıyorsunuz?
- Mevlana, ‘Her şey tek bir nokta etrafında dönüyor,’ der. Herkesin bir tek noktası vardır, benim tek noktam adalet. Tüm yaptığım işlerin ortak noktasını adalet oluşturur. Rol modellerimin hepsi adalet ister. Bu da benim misyonum, yapabilirsem…

- Adalete giden yolda her şey mübah mıdır?
- Mübah değildir. Haklı olacaksınız, adalet istemek herkesin hakkıdır. ‘Her şey mübah,’ derseniz kendiniz adaletsizlik yapmış olursunuz.

- Kahraman olmak zor, bunu taşıyabilecek kişileri nasıl seçiyorsunuz?
- Yapısı karakteri itibariyle gelişmiş oyuncularla çalışmayı tercih ediyoruz. Asıl kriterimiz, ‘Bu rolün altından kalkabilir mi?’ İnsanoğlunun taşıması en zor olan şey ünlü olmak. Böyle bir kahraman rolündeyseniz, uçuyorsunuz. Benim işim onları uçurmak. Adam öyle bir uçuyor ki bir süre sonra bana bile dönüyor. ‘Vayyy be, herkes aşağıda kaldı ben uçuyorum,’ diyor. ‘Motor kapansa bile uçarım,’ diyor. Günün birinde çakılıyor o ayrı bir şey. Bir bakıyor ki benzin bitmiş, benzinci de aynı yerde durmuyor.

Kenan’a hakkım helal olsun, iyi oyuncu oldu

- Kenan İmirzalıoğlu’nu siz keşfettiniz desem yanlış olmaz sanırım. Nasıl buluyorsunuz geldiği noktayı?
- Çok iyi buluyorum, çok beğeniyorum. Her şeyiyle, verdiğim her emek, payşlaştığım her şey helal hoş olsun. Ezel dizisini de beğeniyorum, iyi temiz bir iş. Senaryosuyla, rejisiyle farklı bir şey deniyorlar. Kenan oynadığı her rolün hakkını veriyor. Bugüne kadar hep öyle oldu. Çok çalışıyor, bu noktaya kolay gelmedi.

- Kurtlar Vadisi’nin yaratıcı babalarından birisiniz. Onun geldiği nokta peki?
- Çok uzun süredir izlemiyorum. Ama Kurtlar Vadisi çok sağlam bir projeydi, kurulumu sağlamdı. Bunu ta o zamandan biliyorum. Çünkü arkadaşlarla beraber ben kurdum. Ve hâlâ da yürüyorsa iyi yapılıyordur.

- Kıvanç Tatlıtuğ’lu bir film projesi konuşulup durdu, nedir işin aslı?
- Ben, üç yıldır Yalnız Kurt isimli bir proje üzerinde çalışıyorum. Bu filmi bu yaz çekecektim. Tüm prodüksiyon hazırlığı yapıldı. Para harcadım. Ama başrol konusunda bir çalışma yaptık, her biri çok değerli oyunculardı, bunlardan biri de Kıvanç’tı. Fakat gördüm ki, karakteri çıkarmak için başrol oyuncusuyla altı ay çalışmam gerekiyor. Tek kişilik bir oyun çıkarılması gerekiyor bu rol için. Kült olacak bir film. 11 Eylül 1980 gecesi başlayan bir hikâye. O gece beş yaşında kimsesiz kalıyor, bir antikahraman, psikopat hikâyesi. Yani baktım ki, filme de yazık olacak ben istediğimi alamayacağım, oyuncuya da yazık olacak istediğini veremeyecek. Tüm aday başrol oyuncularıyla aynı şeyi gözlemledim. Çalışmak gerekiyordu altı ay kadar. Tek kişilik bir oyuna çalışır gibi çalışmak gerekiyordu. Para harcadığım halde, dekorlar kurulduğu halde çekimi erteledim. 150 bin liraya yakın para harcadım, rafa kaldırıldı. Sözettiğim filmi çekeceğim ama bahara doğru. Bir başka projem daha var Suret-i Aşk diye, şu anda çekimine hazırlandığım, bir ay içinde çekeceğiz. Kıvanç o filmin içine kondu ama böyle bir şey yok. Suret-i Aşk’ın hikâyesini Elif Şafak’la çalıştım, senaryosu bana ait. Ama bunun Şafak’ın yazdığı Aşk romanıyla ilgisi yok. Kıvanç’la konuştuğum Yalnız Kurt, çalışırsak, olursa, imza atarsak bu projede yer alacak. Suret-i Aşk, bir yabancı oyuncuyla çekilecek, onun da Aşk romanı ve Elif Şafak’la hiçbir ilgisi yok. Bu İstanbul’da yaşanan bir aşk filmi. Tüm bildiğiniz Osman Sınav algısından farklı bir proje. İçimdeki Osman Sınav var bu projede. Çok şaşıracaksınız. Hatta, ‘Ben bu projeye, benim ilk filmim,’ diyorum.

Şehvet yoluyla yaratılan romantizme karşıyım

kilic_gunu_set_2

- Kılıç Ali isminin, Hz.Ali ve kılıcıyla ilgisi nedir?
- İsimlere takıntım var: Yusuf, Mehmet, Kenan gibi Ali de böyle çok sevdiğim yüce bir isim. Ali efendimize hayranlığımızdan, bağlantı oradan elbette. Adaleti simgeliyor bu isim. Burada da bir adalet sorgusu yapıyorum, o yüzden adı Kılıç Ali.

- Musa ve Firavun hikâyesi olarak lanse edildi dizi, nedir bu hikâye?
- Burada eşitsizlerin savaşı var. Bir metafor seçtik, Musa’nın Firavun’la olan hikâyesi. O hikâye tarihte kalmadı, hep yaşıyoruz. Toplumları iyiliğe götüren ve medeniyetlere yeni bir perspektif getiren şeyler haklı olanın ama güçsüz olanın kazanmasıyla olur. O yüzden adalete yürekleniriz. Yoksa çoktan adaletten vazgeçerdik. Buradaki hikâye tam da buna götürdü. Kılıç Ali de Kızıltanlar’ın sarayında büyüyor, her türlü cefayı çekiyor tıpkı Musa gibi. Bir gün gelip yolu Hafız’la kesişiyor. Hafız da Musa’nın Hızır’ıdır.

- 90 günde ölecek mi bu karakter gerçekten?
- Evet, ölecek. Bugüne kadar Türkiye’de pek olmayan bir format geliştirdik. Bir bölümde bir gün anlatılıyor. 90 gün sonra ölecek. Orada da bir kader oyunu olacak. Bu bir kader metaforu. 90 günlük ömrün kalmış, aynı gün sana bir hayat bahşedilmiş, çocuğun olmuş, aynı gün baldızın ölmüş. Hafız diyor ki; ‘Bir şey söylenmek isteniyor, bakalım nedir?’ O Kılıç Günü gelecek. Öleceğini bile bile yürüyen bir adam var.

DRAMALAR SEKS VE ŞEHVET DESTEKLİ
- Dizide tartışılacak birçok sahne var…

- Evet, bir kardeş bekâret partileri düzenliyor. ‘Ben bir gurmeyim,’ diyor bekâret konusunda. ‘İlk benle yatarsa iyi olur, bilmediği bir herifle yatarsa bacakları titrer, benle yatarsa bilerek yaşar,’ diyor. Böyle bir karakter var bu tartışılmıyor, sanki bunu kanıksamışız. Bunun konuşulmaması beni dehşete düşürüyor. Yani son beş yıldır Türkiye’de seks ve şehvet desteğiyle sunulmayan bir tek ağır drama söyleyemezsiniz. Ben tam da bunun karşısında duran, ‘Bu sahneler öyle romantik bir şey değil, bu olursa böyle dramlar ortaya çıkar,’ diyen biriyim. Aşk-ı Memnu ailesi diye bir aile yok Türkiye’de. Koca yazarların kemikleri sızlıyor ve buna kimse aldırmayabilir ben aldırıyorum. Ama ben beş yıldır şehvet düşkünlüğüyle yaratılan romantizmin karşısındayım. Bu olursa ne oluru ortaya çıkaran bir tavır sergiliyorum. Onları eleştirmiyorum bu da ürün çeşitliliği…

- Yaptığınızı ‘devrim’ olarak niteleyenler de var…
- Ben de söyleyeceğim, onlar da söyleyecek. Demokratik ortamda konuşacağız. Herkese dokunulabilir ama medeni olacağız. Önemli olan doğru algılanması. 105 dakikanın içinde 25 saniyelik bir sahneye takılırsan olmaz.

Kaynak – Sabah Gazetesi

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular