header image
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

pelin_batu_star_g.jpg
Pars Kiraz Operasyonu Oyuncularından Pelin Batu ile ilgili röpartajı yayınlıyoruz.

Pelin Batu… Oyuncu, şair, piyanist, aktivist… İlkokul ve ortaokulu Pakistan’da, liseyi New York’ta okudu. New York Üniversitesi’nden Boğaziçi Üniversitesi’ne geçti.

Şimdilerde, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde doktora yapma hazırlığında. Safa Önal’ın bu hafta vizyona giren filmi Hicran Sokağı’nda da rol alan Pelin Batu ile konuştuk.

Kültüre ilgi duyan bir popüler figürsünüz. Bu nadir görülen bir şey…

Neden kültüre ilgi duyduğumu ya da popüler kimselerin niye kültüre ilgi göstermediğini bilmiyorum. Popüler insanların hepsinin büsbütün kültürsüz, cehalet içinde oldukları da söylenemez sanırım. Fakat modalaşmış Feng Shui ya da Zen Budizm’e yönelmek başka, ‘derin’ konulara dalmak başka bir şey.

Kendinizi bu bakımdan yalnız hissediyor musunuz?

Kendimi yalnız hissetmekten kaçınamıyorum. İşin tuhafı, akademide de yalnızım. Çünkü ‘Vaay, artist’ gözüyle bakılıyor. Sinemacılar arasında da ‘Entelektüel kızımız’ yaklaşımı giriyor devreye. Aslında bundan şikayetçi değilim.

BEN TAM BİR İNEĞİM!

Nasıl?

Film kontratlarıma hep haftada 2-3 gün okula gitmem gerektiğine dair özel bir madde koyduruyorum.

Neden?

Çünkü okulu çok seven bir insanım. Tam bir ‘ineğim’. İlkokul, ortaokulda birinci olmazsam üzülürdüm, 90 aldığımda ağlardım. Benim öğrenciliğim bitmez. Doktoraya başlıyorum şimdi.

Tebrik ederim.

Teşekkürler. İki sene önce Boğaziçi Edebiyat Bölümü’nde master yaptım. Şimdi de karşılaştırmalı edebiyat bölümünde doktora yapacağım.

Edebiyat sizin için ne ifade ediyor?

Edebiyatın gücünün diğer sanatlardan farklı türde olduğunu düşünüyorum. Sinema, insanı edebiyattan uzağa çekmemeli, edebiyatın tadından vazgeçme eğilimi doğurmamalı bence.

Sevdiğiniz yazarlar?

Saymakla bitmez. Virginia Woolf, Henry James… Postmodernist romanlardan çok keyif alıyorum fakat bir taraftan da aslında klasikleri dönüp dönüp okuyorum. Balzac’ı mesela.

Neden tekrar tekrar okuyorsunuz?

Balzac’ın günde 25 kahve içip, oburluk derecesinde yemek yiyip, birçok kadınla ilişkiler kurup fakat bu arada neredeyse hiç uyumadan yazdığını bilmek… Charles Dickens’ın kelime başına para aldığı için metni uzatabildiğince uzattığını bilmek… Edebiyat dünyasının kendine mahsus derinliklerini, oradaki çok boyutluluğu görmek beni etkiliyor.

TÜRKÇE DERSİ ALMADIM

Peki ya yeni yazarlar?

Julio Cortazar çok hoşuma gidiyor. Jorge Luis Borges beni hep çok heyecanlandırmıştır. Şiirde Almanları çok seviyorum. Rilke, Paul Celan gibi.

Cortazar 1914 doğumlu, Borges 1899… Daha genç yazarlar da var aslında?

Geçenlerde profesörüm şunu söylüyordu: ‘20. yüzyıl edebiyatının en baskın iki öğesi seks ve vahşet.’ Hakikaten en önemsenen romanlarda provokasyon öne çıkıyor. Bu da beni rahatsız ediyor.

Çünkü?

Çünkü kolaya kaçmak gibi geliyor. Gerçi, Chuck Palahniuk hiç okumadım. Nick Hornby, Julian Barnes, Ian Banks, Don Delillo, İtalyanlardan Roberto Calasso hoşuma gidiyor.

Türklerden?

İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını beğeniyorum. Hayatımda hiç Türkçe dersi görmedim. Boğaziçi Üniversitesi’nde Modern Türk Şiiri dersi aldım. Ders hayal kırıklığıydı. Çok önemli şairlerimiz var, fakat derslerde bu önemin nitelikleri açığa çıkarılamıyordu.

Divan Edebiyatı’yla…

Divan Edebiyatı’yla ilgilendim. Osmanlıca okuyabiliyorum. El yazılarını okuyabilmek için bir ara sahaflardan eski defterler topluyordum, Osmanlıca günlükler vesaire. Çok eğlenceliydi.

Yeni bir şiir kitabı çıkaracak mısınız?

Kitabı bitirdim, önümüzdeki hafta yayınevine teslim edeceğim. Simurg Yayınları arasından çıkacak.

Bütün sanatlarla uğraşıyorsunuz…

Resmi terapi niyetine yapıyorum. Piyano çalmak da zihnimi temizliyor.

Çok şehir gezdiniz, çok şeyle ilgilendiniz, hakkınızda çok yorum yapıldı… Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

Oyunculuğun, şan şöhretin bazen eğlenceli bir tarafı oluyor. Fakat bazen de İrlanda taraflarında gri, loş ve yeşil bir yerde inzivaya çekilip kitaplarımı okuyayım istiyorum. Araştırmalar yapayım, biraz gezeyim, kendi halimde yaşayıp gideyim… Setler hep çok kalabalık. Bu birbirine zıt iki hayatı birden yaşıyorum. Kalabalık da öğretici olabiliyor.

Ne zamandır Türkiye’desiniz?

10 sene oldu. Hayatımda ilk defa bu kadar uzun süre bir yerde kaldım.

Pakistan’ı seviyor muydunuz?

Çok. Hattá, oradan ayrılacağımız zaman kardeşimle birlikte anne-babama ‘Siz gidin, biz burada kalacağız’ dediğimizi hatırlıyorum.

MUHALEFETE İHTİYAÇ VAR

Şehirleri güzel yapan nedir sizce?

Şehirlerin güzelliği ya da önemi bence orada tanıdığım insanlarla ilgili. Benim için Prag’daki pembe ampuller, Paris’teki güzel kafeler ya da Londra’daki Sherlock Holmes çağrışımları değil, o şehirlerin insanlarla birlikte kavuştuğu anlam önemli.

Siyasetle ilgilenmediğinizi söylüyordunuz. Fakat son seçimlerde Baskın Oran’ın kampanyasına destek verdiniz?

Herkes babamdan ötürü siyasete girip girmeyeceğimi soruyordu. Ben de bu yüzeysel yaklaşıma cevaben ‘Siyasetle ilgim yok’ diyordum. Fakat tabii ki siyasetle ilgiliyim. Türkiye’de yaşayıp da siyasetten uzak olmak námümkün. Sağlık, eğitim, din, ekonomi, kültür hattá tarih bile güncel siyasetle doğrudan ilişkili. Dahası taksicilerden film setindeki ışıkçıya kadar herkes siyaset konuşuyor.

Muhalifsiniz…

Muhalif olmak, iktidar nimetlerinin uzağında yer almak her zaman bir hak arama enerjisi gerektirir. Bu anlamda muhalefet, siyasetin temiz, erdemli ve seviyeli kanadında yer alma imkanı taşır. Fakat tabii ki körü körüne, Deniz Baykal tarzı bir muhalefeti kastetmiyorum. Uçan kuşa muhalefet etmenin bir anlamı yok.

Ne peki?

Bence iktidarın da muhalefete ihtiyacı vardır. Muhalefet sağlam değilse iktidar da yalpalar.

Bu yüzden de?..

Baskın Oran’a destek vermem tamamiyle bir umut kaynağı aramakla ilgiliydi. Yıllardır kime oy vereceğimi bilemiyordum.

ÇEVREYİ DEVLET KURTARIR

Sosyalist misiniz?

Sol eğilimliyim. Annemin teyzesi Arnavutluk dağlarında Tito’ya karşı gerilla savaşına katılmış bir kadın. Marx’ı, Engels’i okudum. Fakat solun teorik mirası ile kendi tarihi boyunca ortaya çıkan görünümleri arasında farklar var.

Yine de?

Sol benim için hálá dünyadaki kapitalist arsızlığa direnmeyi ifade ediyor. Fakat bir taraftan da 1960’lardaki koşulların ortadan kalktığını görüyorum.

O halde?

Solun çevre meselelerini sahiplenmesi bence önemli bir husus. Biliyorum ki Ayşe Teyze’nin daha az su harcaması ya da Mehmet Amca’nın bilinçlenmesiyle doğadaki tahribat sona ermeyecek. Çevreyi asıl devletler kurtarabilir. Bu da politikayla olur.

İsyankar kitleler bir şey yapamaz mı?

Hepimiz tüketim toplumunun standartlarına alıştık, bunları kanıksadık ve reddetme fikrinden de uzağız. Dünyayı üç beş arkadaş bir araya gelip değiştiremeyiz. Fakat kendi insanlık onurumuzu korumaya daha fazla özen gösterebileceğimizi fark etmemiz az şey değildir.

Hükümetin çevre politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kyoto Protokolü’nü imzalamayan ABD’nin yanında büyük ülke olarak bir biz kaldık.

Halbuki?..

Ekonomik kazanç ile çevre sağlığı birbirini dışlamak zorunda değil. Türkiye’de doğal enerji kaynaklarının yalnızca yüzde 1’i kullanılıyor.

Ne yapılmalı peki?

Geçen hafta Ufuk Uras’la bir araya geldik. Ufuk Uras, hükümeti Kyoto Protokolü’nü imzalamaya çağırdı. İlk defa bir milletvekili bu öneriyi getiriyor.

Röportajın sonuna geldik. Ne diyeceksiniz?

Düşünmek insanlara zor geliyor. Bunda şaşılacak bir şey yok, zihinsel çaba sarfetmek kolay iş değildir. Fakat iyi niyet ve derinlikli düşünce olmazsa da hayatımız insan hayatı niteliğinden kaybeder.

Televizyon karşısındaki zamana acıyorum

Safa Önal’ın yeni filmi Hicran Sokağı’nda rol aldınız…

Hicran Sokağı, geçmişte hissettiklerimizi hatırlatan bir film. Kadrosu çok geniş. Ayla Algan’la, Safa Önal’la çalışmak benim için ders niteliğindeydi. Birkaç hafta içinde Türk Sinema Tarihi’yle ilgili hikayeler dinledim.

Yeşilçam’ı seviyor musunuz?

Yeşilçam Sineması, döneminin niteliklerini keşfetme imkanı sunuyor. Bu bakımdan biraz belgesel tadı taşıyor bence. Vaktiyle bizi hislendiren metinler, filmler; kültürel dönüşümle birlikte başka bir anlama bürünebiliyor tabii, o ayrı.

Filmografinizden memnun musunuz?

İstediğim düzeyde roller gelmedi şimdiye kadar. Kağıt üzerinde çok iyi durup da çekildikten sonra tadını kaybeden yapımlarda da yer aldım.

Sizce oyunculuk nedir?

Oyunculuk başka insanları, onların dünyalarını, hayatlarını özel bir tarzda keşfetme imkanı sunuyor. Kendi bünyenizde bambaşka insanlar büyütüyorsunuz.

Oyunculuğu çok seviyorsunuz?..

Ondan da emin değilim. Bazen, kötü sonuçlandığını düşündüğüm işlerin ardından ‘Ben bir daha bu işi yapmayayım’ diye düşündüğüm oluyor.

Ümitsizliğe mi kapılıyorsunuz?

Actors Studio programını seyrettiğimde moralim bozuluyor. Çünkü film işinin nasıl çok iyi yapılabileceğini açıkça görüyorum. Etkileyici ve üstün nitelikli filmler izleyince de insan düşüncelere dalıyor.

Fakat?

Her zaman B planı yapmışımdır. Sinemada mutsuz olunca ‘Nasıl olsa okulum var, kitaplarım, piyanom, yazılarım var’ diyerek oralara yöneliyorum. 2006’nın ağustos ayından itibaren yıl sonuna kadar günde altı saat piyano çaldım mesela.

Dizi izliyor musunuz?

Frasier, Seinfeld gibi dizileri severek izlerdim. Genel olarak televizyon izleyerek geçen zamana çok acıyorum.

Beğendiğiniz aktrisler?

Oyuncu olmamı Işık Yenersu sağladı. 10-12 yaşlarındaydım. Ankara’daydık. Onu bir tiyatro oyununda izlemiştim ve ‘Ben de onun gibi olmak istiyorum!’ demiştim. Jodie Foster ve Glenn Close’un oyunculuklarını çok güçlü buluyorum.

Yönetmenler?

Milos Forman, Stanley Kubrick, Tim Burton, Kieslowski.

Sizi rahatsız eden filmler var mı?

Kaba bir tarzda siyasi propaganda yapan filmler. Hayat Güzeldir bence bir duygu sömürüsüydü. Spielberg’ün Münih’ini de bu yüzden izlemedim.

Kaynak-Star Gazetesi(MURAT MENTEŞ)

Etiketler: , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular