header image
3 Ağustos 2009 Röportajlar 2 Yorum var
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

Usta yapımcı ve yönetmen Osman Sınav boxer dergisine verdiği röportajda sinemaya nasıl başladığını anlattı.Osman Sınav, Reklamcılıktan Sinemaya Nasıl geçtiğini, KURTLAR VADİSİ`ni Neden Bıraktığını ve etkilendiği yöntemleri anlattı.İşte Osman Sınav‘ın Kariyer Yolculuğu ile ilgili bu röportaj…

Sinemaya başladığınız ilk yıllardan bahsedelim. 80`li yıllardı, öyle değil mi?

Sinemada hiçbir zaman usta – çırak durumum olmadı. Çünkü beni kimse yanına almadı. Ben aslen Mimar Sinan mezunuyum. Yani okulluyum. Ama benim de ustalarım var tabii. Metin Erksan, Sami Şekeroğlu, Halit Refiğ, Lütfi Akad…  Bunlar benim hocalarım. Onlarla film analizi yapmak, bir film çekmekten daha önemlidir çoğu zaman. O arada ben reklamcılığa başladım. 1979 – 1980 dönemi… Sinema bitik durumda… Kendime bir yol haritası çizdim ve beni ileride sinemaya taşıyacak olan reklamı seçtim.

Kariyerinize reklamcılıkla başladınız o halde?
Evet. Man Ajans`ta metin yazarlığıyla başladım. Fotoğraf yönetmenliği yaptım. Kampanyalar yönettim. Reklam filmleri çektim. Bu arada kreatif direktör oldum.

osman_sinav_boxer Sinemaya geçişiniz nasıl oldu?
Sinema filmleri de çeken bir arkadaşımdan beni yanına asistan olarak almasını istedim ama almadı. Aslında şimdi düşününce hak veriyorum. Ben de olsam almazdım. Neticede alacağınız adam kreatif direktör, her an ayağınız kayabilir. 1984 yılında 27 yaşında kendi şirketimi, Sinegraf`ı kurdum. 400-500 civarı reklam filmi çektim. Bir gün Kerime Nadir`in üç hikayesinden yola çıkarak bir proje hazırladım. Bu projeyi TRT`ye sundum. O dönem TRT dışarıya ilk kez filmler yaptırmaya başlamıştı. Tunca Toskay, Mehmet Turan Akköprülü, Faruk Bayhan, Ekrem Çatay, Adem Gürses gibi isimler var dönem TRT`de. Birçok yapımcı o aralar bu isimlerin kapılarında bekliyor. Ben de gittim, bekliyorum… Sıra bana geldi, içeri girdim. “Başlamadan önce bir şey söylemek istiyorum” dedim. “Nedir?” dediler. “Beni bu dışarıda bekleyenlerle karıştırmayın. Onlar gelip sizden proje alacaklar ve bundan para kazanacaklar. Ben buradan kazanacağım parayı üç günde kazanıyorum. Ben bunun için gelmedim” dedim. “O halde neden geldin?” dediler. “Bir yol çizdim kendime, sizin imkanlarınızı kullanarak sinema yapmak istiyorum” dedim. O günden sonra gerisi geldi.

“Deli Yürek: Bumerang Cehennemi”ne gelinceye kadar birçok dizi projeleriniz de oldu. “İnsanlar sizi dizilerle tanıdı” desek yanlış olmaz sanırım?

Aslında ondan önce sinema filmleri var. Mesela bunlar arasında “Kapıları Açmak“, Antalya Film Festivali`nde de ödül almıştı. Ama evet, kitlelerle tanışmam, “Süper Baba ile oldu” diyebiliriz. Böylece özel televizyon maceram da başladı. Ardından “Sıcak Saatler” ve “Deli Yürek” geldi.

Televizyon dizilerinizden bahsederken, Kurtlar Vadisi`ni de atlamayalım. Diziyi siz yarattınız ama sonra ayrıldınız. Neden böylesine başarılı bir projeden ayrıldınız?
Rotasından çıkmıştı. Benim orada yaratmak istediğim bir moral değer vardı. Ama zamanla o yok oldu. Ben de ayrıldım. Ayrıca başka projeler de yapmak istiyordum.

Son dönem izlediğiniz ve beğendiğiniz bir film var mı?
Derviş Zaim “Nokta” diye çok güzel bir film çekti. Yönetmen sinemasına o filmde noktayı koymuş. Çok beğendim.

Beğendiğiniz yönetmenler hangileri?
Scorsese`yi ve Coppola`yı çok beğenirim. Coppola ile bir de hikâyem var. Coppola üç veya dört kez İstanbul`a geldi. Bu gelişlerinden birinde adına bir yemek verildi. Ben de davetliydim. Bir şey götürmeliydim. Ben de sinema filmimi, “Deli Yürek: Bumerang Cehennemi”ni götürdüm. Kendisine verdim. “Ama imzalaman lazım” dedi. “Nasıl yani?” dedim kendi kendime. Coppola benden imza istiyor… Sonradan aklıma geldi. Baba serisinin DVD seti vardı, onu götürüp imzalatabilirdim. Aklıma gelmedi işte. Hiç kimse karşısında bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum.

Favori filmleriniz neler?
Seyretmekten bıkmadığım dört film var. İlki Francis Ford Coppola`nın “Apocalypse Now” adlı savaş filmi. İkincisi Roman Polanski`nin “Tess”i. Üçüncüsü Luchino Visconti`nin son filmi L`innocente… Visconti`nin az bilinen filmlerinden biridir. Film Gabriele D`Annunzio`nun romanından uyarlanmıştır. Bu ikisinin bir projede yan yana olması bana ilginç gelir. Zira Gabriele D`Annunzio, Mussolini döneminde valilik de yapmış bir faşisttir. Visconti ise komünisttir. Ancak her ikisi de aristokrasiden gelirler. Zaten film de aristokrasinin çöküşünü anlatır. Tam anlamayla bir şaheserdir. Dördüncü filmim ise “Underground”… Emir Kusturica`nın en önemli filmidir. Her ne kadar gerektiği ilgiyi göremese de bence bir klasiktir.

Haklısınız, Kusturica`nın “Çingeneler Zamanı” ve “Arizona Rüyası” daha popüler.
“Arizona Rüyası”yla da bir öyküm var. Biliyorsunuz filmin soundtrack`i harikadır. Bir gün arabada bir arkadaşıma filmi anlatıyorum, bir taraftan da filmin müzikleri çalıyor… Filmdeki balıktan bahsediyorum, her yere giriyor falan ya… Beşiktaş`tan Ortaköy`e doğru gidiyoruz. Bir anda arabanın üstüne bir şey düştü ve tavan hafiften göçtü. “Ne oluyor?” diye sağa çektim, durdum. Bir balık… Büyük bir balık… Meğer üst köprüden geçen bir kamyonetin kasasından düşmüş.

Kaynak – Boxer Dergisi

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular