header image
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

“Sokakta olanı yaparsak sanat yapmış olmayız!” diyor bu cuma gösterime giren Uzun Hikaye filminin yönetmeni Osman Sınav. Hem yapımcı, hem senarist hem de yönetmen kimliği ile tanınan Sınav ile yazarımız Banu Bozdemir konuştu. Ortaya umut dolu uzuuuun bir söyleşi çıktı. İyi okumalar…
Uzun Hikaye bir roman uyarlaması… Roman uyarlamasını filme çekmek daha mı kolaydır, ya da bir yönetmen olarak sizin bakış açınız ne bu konuda?

Osman Sınav: Önce şunu düzelteyim roman değil hikaye. Zaten Mustafa Kutlu hikayecidir. Gerçi bir roman sayılabilecek uzunlukta bir hikaye ama üslup olarak tam bir hikaye. Uyarlama aslında özgün senaryodan daha zordur. Diğerini direkt sinema için tasarlar ve yazarsınız. Burada elinizde bir edebiyat ürünü vardır, orada sinema ürünü çıkarmaya çalışırsınız. Edebiyatın getirdiği birtakım şeyler sizi yanıltabilir, onları kaybetmek istemezsiniz, onları sinema diline çevirmeniz gerekebilir. Edebiyat metaforlarıyla halledilen bazı şeyleri sizin görsel sinema diline çevirmeniz lazım, bir eserden yola çıktığınız için de daha dikkatli olmanız lazım. Mustafa Kutlu hikayeleri zordur. Hangi kitabını okursanız okuyun bir filmden çıkmış gibi hissedersiniz. Çok sinematografiktir.

osmansinav_beyazperde

Uzun Hikaye’yi tamamen aslına sadık kalarak mı uyarladınız, kafanıza takılan yerler oldu mu, onları nasıl hallettiniz?

Osman Sınav: Mutlaka oldu ama onu çevirmek lazım. Sinema aslında romana daha yakın bir şeydir. Hikaye bazen başka bir yere atlar gider. Zaten bunlar hep tartışılan şeyler. Ne kadar sadık kalınmalı, ne kadar uyarlanmalı durumu yaşanır hep. Bence bu çok gerekli bir tartışma değildir, çünkü bir sinemayı uyarlama yapmaya iten temel bir motivasyon vardır. Onun bir ruhu vardır. Siz onu görsel yolla anlatmayı deniyorsunuz. Önemli olan bence ruhu yansıtabilmek. Aldo Moravia diye İtalyan bir yazar var, bütün kitapları filme çekilmiştir. Ona kitaplarınıza ne kadar sadık kalmasını bekliyorsunuz sinemacıların diye soruyorlar. Sadece iyi bir film bekliyorum diyor. Bizimde küçük sürprizlerimiz var ama sanırım o atmosfer ve ruhu da yakaladık…

11 yıldır bu hikayenin peşindeymişsiniz, koşulların oluşmasını mı beklediniz?

Osman Sınav: Evet filmlerin bütçesinin, kastının oturması gerekiyordu ama zaman zaman biz daha çok senaryosuyla uğraştık. Olmadı, halledemedik. En son iki yıl önce Yiğit Güralp ile başladık ve mutabık kaldığımız bir yapı oluşturduk. Onun üzerinden devam ettik. Mekanlar ve okuma diyaloglarından sonra da iyice oturdu. Bazı filmler vardır ancak 8-10 yılda bir çekilebilir, her zaman o filmlerden yapılmaz Uzun Hikaye biraz da öyle bir film zaten.

Sinema yanınız daha fazla aksiyona dayalı. Ama diziler daha fazla duygusallık anlatıyor…

Osman Sınav: Aslında iki Osman Sınav var. Popüler algıda galiba aksiyon tarafı ağır basıyor. Evet ülkemizde önemli aksiyonları galiba ben yaptım, son dönemlerde. Ama içerideki Osman Sınav daha insan hikayeleri anlatan, daha içsel derinliği olan, kader kurgusu üzerinden giden hikayeler anlatmayı seven birisi. Bu popüler algının nedeni son yıllarda televizyonda (Deli Yürek, Kurtlar Vadisi gibi) dizilerin filmlerini yapmış olmamızdan kaynaklanıyor. Ama ondan önce bir Yalancı, yine Mustafa Kutlu’dan Kapıları Açmak var.

Kapıları Açmak filmini ben izlemedim, hatırlamıyorum…

Evet çünkü film kayıp. Antalya’da ödül kazandı ama hiçbir yere çıkmadı.

Politik nedenlerden dolayı mı?

Osman Sınav: Evet. Mehmet Aslantug1993’de En İyi Erkek Oyuncu ödülü aldı, film de üçüncü olmuştu ama şu anda kayıp. Negatifini arıyorum. Orası ‘uzun bir Hikaye’… (Gülüşmeler) Uzun uzun konuşulacak bir konu o. Yalancı öyle bir filmdir, ben aslında onları daha çok seviyorum. Daha çok öyle filmler yapmak istiyorum ama endüstri de bizi bir yandan başka bir yöne sürüklüyor. Aslında ben Kurtlar Vadisi’ni yaparken bir yandan Ekmek Teknesi’ni yaptım, Deli Yürek’i yaparken Hayat Bağları’nı yaptım, geçmişte yönetmen olarak Süper Baba var.

osmansinav_beyazperde_2

Ali karakterinin üzerinde gidersek filmin duygusunu anlatabilir misiniz biraz bize? Ali sonuçta Bulgar göçmeni ve onun getirdiği karakter özellikleri de var… Bir de biraz sosyalist algısı çıkıyor…

Osman Sınav: Sarıçiçeği çok severlermiş mesela, Münire’ye o yüzden sarıçiçeğim diyor. Küçük bir arzuhalci açtığında kenarına hemen bir sarıçiçek dikiyor, hayatı çok seviyor. Deliormanlı diye kodladık, araştırdık nasıldırlar diye, müziği çok seviyorlar, o müzik onun vücuduna bir ritm veriyor . Bir şey yaparken ıslıkla Bilal oğlan çalıyor falan. Sosyalist algısı ilginç, üzerine çalışılabilecek bir şey. İdeolojik teorileri okuyarak değil, öyle duygudan gelen bir şey bence o yıllarda. Hak, adalet, eşitlik vs… Adaletli davranıp, haklı ve haksız ayrımı yapınca ona sosyalist misin diyorlar. O da bunun adı sosyalistlikse öyleyim  diyor. Türk tipi sosyalist olmanın nedeni budur, aynı gerekçe milliyetçiler için de söz konusudur!  Biz bu filmde sadece dönem atmosferini anlatıyoruz, bu tarz şeyler hikayenin ya da karakterin önüne geçmez.

Karakterin bu kadar pozitif olması, hatta Polyanna kıvamında bakması hem çok güzel hem de günümüzde geçerli olmayan bir bakış açısı…

Osman Sınav: Sokakta olanı yaparsak zaten sanat yapmış olmayız. Onu alıp ona bir boyut katmamız gerekmez mi? Aslında içimizde ne var, insani olana ne kadar yakınız bunu açığa çıkarmak gerekiyor. O kadar çok şey başlarından geçiyor ki ama umudu hiç kaybetmiyorlar. Hep aydınlığa gidiyorlar.

uzun_hikaye_film_9

O anlamda masalsı bir yanı da var filmin…

Evet öyle bir yanı da var. Eski bir vagondan ev yapıyorlar. Sanki boğaza nazır bir yalıda oturuyorlarmış gibi zengin de yok böyle keyif diyor. Hayatı nasıl algılarsanız biraz da öyledir ya yaşamınız. Orayı cennete çeviriyor böyle bir ruh var, öyle bir adamı, öyle bir ruhu anlatıyoruz zaten.

Hep başından beri Kenan İmirzalıoğlu mu aklınızdaydı? Onunla iyi bir oyuncu yönetmen ilişkiniz var, yönetmenler böyle has oyuncuları olsun isterler mi?

Osman Sınav: Evet benimle birlikte 11 yıldır var. Onunla iyi bir ilişkimiz var, oyunculuğa başlaması da Deli Yürek ile olmuştu. Kenan büyük bir star. Ben oyuncumu anlamalıyım. Anladığım ve içini çözebildiğim oyuncuyla rahat çalışıyorum. Ben Kenan’ın içinden geçenleri olabildiğince şeffaf görüyorum ve o yüzden en iyi anladığım aktörlerden biri. Bazen gözlerle anlaşırız, eksik taraflar varsa o bakışlarımız halleder o sahneye ilişkin detayları…

Tuğçe Kazaz’ın filmde yer alması nasıl oldu?

Türk sinema ve tiyatrosunun çok önemli oyuncuları var. Kenan ve bu kadar önemli oyuncuların olduğu bir kadronun içinde bir tek Tuğçe Kazaz var. Bu da ister istemez bir soru işareti yaratıyor galiba. Tuğçe filme çok yakıştı ve hiç de ezilmeden altından kalktı. Ondan başkası da olmazmış gibi geliyor şimdi bana. Rolü için de baya çalıştı .

Dönem filmi çekmenin zorlukları nedir, hakkıyla verilmezse sakil duruyor, filmin tadı kaçıyor. Siz nasıl bir çalışma yaptınız bununla ilgili?

Osman Sınav: Üç ay köy kasaba dolaştık. Filmde bir sayfayı bile bulmayan bir sahne var. O sahneyi üç ayrı yerde çektik. Çok ince çalıştık, arkadaki ağaçların konumunu bile araştırdık.

Bu kadar detaylı çalışıyorsunuz yapım tamamen size aşt değil mi?

Evet Sinegraf’a ait. Hiçbir yere başvurmadık, hiçbir yerden para almadık. Burası 28 yıllık bir şirket. Filmi tasarlıyorsak onun bütçesini de tasarlamamız lazım.

Mesela siz bu kadar ince detaylı düşünürken yeni yönetmenlerin tarzını nasıl buluyorsunuz? Onlar biraz daha mininal, bağımsız takılıyorlar…

Osman Sınav: Olacaktır, onlar da kreatif süreç içinde kendi dünyalarını kurmaya ve kendilerini ispatlamaya çalışıyorlar. Daha minimalist olup oradan daha yaratıcı bir şey çıkartmaya çalışacaklardır. Hiçbir prodüktör garanti hissetmeden büyük paralar dökmez, benim önüme de dökmedi hiç kimse. Benim prodüktörlük yapmamın sebebi de bu, seve seve yaptığım bir şey değil. Aklım, ruhum yönetmen benim. Ciddi bir iş ama prodüktörlük. Ama gereken önem verilmemiş ülkemizde.

uzun_hikaye_film_8

Uzun Hikaye festivallere katılabilir miydi?

Osman Sınav: Katılabilirdi, Antalya’ya istendi de ama biz istemedik. Bunu çok söylemek istemiyorum ama ülkemizde festivaller son yıllarda sadece “arthouse” filmler katılıyor ve filmlerde halktan ve seyirciden kopuk olarak algılanıyor. Bu doğru değil festivalleri beslemek ve onlara katılmak lazım. Özellikle Altın Portakal Türk sinemasının yıllın bilançosunun yapıldığı bir yerdi. O kimliğine yeniden kavuşturulması lazım. Tabii ki festival daha arthouse olmalı, yeni yaratıcılarla beslenmeli. Asıl sermayesi yeni kreatifler çıkarmaktır. Paradan önceki kaynağı insan kaynağıdır. Bir tek biz de vardır herhalde festivalde ödül aldı ona gitmeyelim durumu. Bu algı bize zarar verebilirdi. Biz büyük kadrolu, seyirciye hitap eden bir yapımız ama aynı zamanda arthouse alanda yarışabilecek bir yapım. Ama daha sonra yurdışı festivallere gidecek.

Festivallerde son yıllarda deneyimli ve deneyimsiz yönetmenlerin çatışması yaşanıyor , sizde böyle kaygılar yaşar mısınız, yaşadınız mı?

Osman Sınav: Ben de geçmişte benzer şeyler yaşadım. Ben çok doğru bulmuyorum ama herkesin kendi fikridir. Bir festivale katılıyorsanız oranın bir jürisi var. Oradaki jüriyi kabul ediyorsunuz demektir. Geçen yıl Antalya Film Festivali’nde ana tema kadın olmasına, tüm jüri üyeleri kadınlardan oluşmasına rağmen İsmail Güneş’in Ateşin Düştüğü Yer filmi görülmedi. Şimdi de Oscar’a gidiyor. Başka bir jüri olsa beğenirdi ya da beğenmezdi. Bu jürinin kararıdır. Benim Pars: Kiraz Operasyonu filmim de Antalya’ya katılmadı, ön jüri tarafından elendi. O filmin estetiği, sahneleri ve her şeyiyle dünya standardında bir filmdir. Ben bile o standarttaki filmi hayatımda bir kere ya yapabilirim ya da yapamam yani. Demek ki ilk filmlere daha fazla ilgi var. O onların seçimi, katılıp katılmamak da benim seçimim.

Sizin filmlerinizde aşkı yücelten bir yan var ama mesela dizilere baktığımızda her şeyin entrikası dönüyor. Diziye uyarlanan romanlar konusunda neler düşünüyorsunuz?

Osman Sınav: Edebiyattan beslenmek önemli, edebiyattan beslenmeli de insanlar. Edebiyat sinemaya derinlik kazandıran bir şey. Ama o uyarlamalarda o derinlikten faydalanıldığını düşünmüyorum. Tamamen yüzeysel kurgu ve entrikadan faydalanıyor. O entrikalar tuttukça herkes de uzasın istiyor. Buradaki temel şey şu: dramayı nasıl kurduğunuzla ilgili. Biraz dedikodu yapılıyor filmlerde, bir yerde dedikodu varsa insanlar hemen toplanır. Drama işinde neden hikaye anlattığını düşünmeli insan. Biz insan varlığı ve davranışları üzerine hikaye anlatıyoruz, oraya rol modeller koyuyoruz. İnsanlar en çok başkalarının hayatı üzerinden kendilerini kurgularlar. İsmet Özel ‘başkalarının aşkıyla başlıyor hayatınız’ der…

Sonuçta bunlarla toplumsal hafıza ve zeka oluşturuluyor. Ertesi gün hayata yaklaştığında herkese o duyguyla yaklaşıyor. O zaman biraz sorumlu davranmak gerekiyor. Oradan yürüdüğünüzde şuna varırsınız… Allah neden hikaye anlatıyor insanlara? Bütün kutsal kitaplarda hikaye anlatıyor. Her şeye hakim olan kaide sadece kural koyabilirdi ama bunu yapmıyor sabırla hikaye anlatıyor. Hikaye anlatmak çok tanrısal bir şey. Buradan bir bakmak lazım yaptığımız şeylere. Televizyon sadece eğlencedir diyip geçilirse başka bir şey yapılmış olunur. Biraz farklı bakmak lazım, o zaman adalet, aşk daha güçlü olur. Benim bütün film ve dizilerimde, aksiyon hikayelerimde bile çok büyük aşklar vardır. Onları büyük yapan aksiyonu değil aşkıdır. Niye Uzun Hikaye? Uzun hikaye çok büyük bir hikaye çünkü. İçinden dünyaya ait bütün dramların geçtiği ama aşkla, hep aydınlık ve umutlu duran bir film. Asla umudu kaybetmiyor, umudun peşinden gidiyor…

Seyirciye ‘Uzun Hikaye’yi nasıl anlatırsınız, neler izleyecekler?

Osman Sınav: Bitmeyen bir aşk hikayesi izleyecekler. Başına ne gelirse gelsin bu dünyada bir yerlerde hep umudun olduğunu bilecekler, güç ve motivasyon alacaklar. Aslında ne kadar çok sevebilirmişiz, ne kadar çok aşık olabilirmişiz diyecekler. Güneş ne kadar parlakmış onu görecekler.

Umudu tekrar canlandırmak gibi bir özelliği var filminizin…

Osman Sınav: Çok karanlık, sıkıntılı ve kaotik günler yaşıyoruz. Dünya kan gölü, dünya tarihinde herhalde bu kadar kanlı bir dönem yok. Bütün bunların karşısında insanın çıkabileceği tek yer umut. İnsanın tekrar yeniden her şeye aşık olması gerekiyor. Ali, adının L’sini yazamayan daktiloya, küpe çiçeğine aşık. Her zaman karısının kokusunu anlatan bir şey. Saka kuşuna aşık, aşkının sesi adeta. Ölen her saka kuşunun yerine yeni bir saka kuşu alıp hayata devam ediyor.

Evet onlar güzel ayrıntılar…

Evet, sanat da biraz ayrıntılardan geçen, böyle bir şey. Yoksa sanatçılar asker ya da politikacı değil, güç odaklarını kontrol etmiyorlar. Sanatçı yüreğe ve akla hitap eder ve insanın bulunduğu yerden güçlenerek çıkmasına ışık tutabilirler. Sanatın yapacağı şey de budur…

Röportaj : Banu Bozdemir

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular