header image
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

“Kurtlar Vadisi”nin yönetmeni Osman Sınav bir ilki gerçekleştiriyor, Amerikan-Türk ortak yapımı iki film için kamera arkasına geçiyor. Sınav “Riske girmeden bu işler olmaz” diyor: “Gerçek sinemacılar kumar oynamaz, kumar oynamalarına gerek yoktur. Çünkü sinema zaten kumardır. Bugüne kadar başarılı oldum. Şimdi başarılı olma şansım çok daha yüksek. Çünkü Hollywood’u arkama alıyorum”

Binlerce kişiyi bir meydanda bir araya getirseler ve hoparlörden “Kim ‘Kurtlar Vadisi’ni izlemiyor?” diye sorsalar, o ortamda parmak kaldıran beş-on kişiden biri de ben olurdum herhalde. Ama hızlandırılmış “Kurtlar Vadisi” kursu açılsaydı kaydımı düşünmeden yaptırabilirdim. Dizide ne olup bittiğini bir çırpıda anlamam gerekiyordu çünkü dizinin eski yönetmeniyle röportaj yapacaktım. Ben de diziyi takip eden arkadaşlarımdan detaylı bilgiler aldım. Arşive girip gazeteleri taradım. Ve dizinin uzmanı oldum!
Röportajı Osman Sınav’ın sahibi olduğu Sinegraf’ta gerçekleştirdik. Şimdi Sınav’ın ofisi için kısa bir tasvir yapmak gerekiyor: Ödüller, biblolar ve duvardaki resimleri saymazsak gözünüzün iliştiği her yerde pipo var. Metrekareye siz deyin 10, ben diyeyim 20 pipo düşüyor. Osman Sınav uzun süre, film setleri dahil girdiği birçok ortamda “entel” damgası yememek için tiryakisi olduğu piposunu yanına almamış.
Başarılı yönetmen reyting rekorları kıran diziyi bir süre önce bırakıp Hollywood’un derin sularına yelken açtı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirecek: Yapımcı ve yönetmen olarak Amerikan-Türk ortak prodüksiyonu iki sinema filmi için kamera arkasına geçecek. 12 milyon dolar bütçeli ilk filmin yüzde 4,8 milyon dolarını Sınav’ın sahip olduğu şirket, diğer bölümünü ise “The Doors”, “Terminator 2″ ve “Temel İçgüdü” gibi filmleri yapan Seven Arts Pictures karşılayacak. Henüz adları belli olmayan iki filmden ilkinin senaryosu Ked Friedman tarafından yazılıyor. Usame Bin Ladin’i öldürmesi için Afganistan’a gönderilen Amerikan askerinin başından geçenleri anlatan filmin çekimlerine 2005′te başlanacak ve 10 hafta sürecek. İngilizce çekilecek filmin başrollerinde iki Amerikalı yıldız ve bir de Türk oyuncu bulunacak. İkinci film ise “İstanbul’un bütün damarlarından geçen” bir aşk hikayesi olacak.

osman sınav

Asıl şimdi kurtlar vadisine, Hollywood’a giriyorsunuz, öyle değil mi?
Hollywood bir dünya pazarı. Orada yaptığınız bir şey dünya pazarına çıkıyor.

Buna güvenerek bütün mal varlığınızı bu işe mi yatırdınız?
Filmler sadece sizin mal varlığınızla, cebinizdeki parayla yapılmaz. Sizde fikir vardır. Zaten benim cebimde böyle para yok. Öyle bir parayı kim kaybetmiş ki ben bulayım.

O kadar paranız olsa hâlâ bu işi yapmaya devam eder misiniz?
Yaparım tabii ki… Benim sinema yapmamın parayla ilgisi yok. Bu benim yaşama biçimim. Varlık nedenim. Dünya üzerinde Osman Sınav neden var, sinema yapmak için var.

“Sizin bir hayaliniz yoksa başkalarının hayalinin bir parçası olursunuz”
Sizce neden daha önce Hollywood ile ortak filmler yapılamadı?
Bilemiyorum. Oraya konsantre olma, hayalini kurma meselesi belki de. Proje, hayali gerçeğe dönüştürme işidir. Hayalinizi gerçekleştirmek için bir strateji hazırlayacaksınız ve adım adım bunu gerçekleştireceksiniz. Sizin bir hayaliniz yoksa başkalarının hayallerinin parçası olursunuz. Benim bir hayalim vardı. Bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum ve oldukça da iyi gidiyor. Türkiye’de en çok kullanılan kelimelerden biri projedir ama çok az insan proje üretiyor.

Siz yapımcı olarak girdiğiniz bu projede birdenbire yönetmenlik teklifi de aldınız.
Evet. Seven Arts Pictures’ın sahibi Peter Hoffman benim yapımını gerçekleştirdiğim “Deliyürek-Bumerang Cehennemi” filmini seyrettikten sonra çok beğendi ve “Biz neden yönetmen arıyoruz ki?” dedi. Ben o ana kadar yapımcı olarak Hollywood’a girerim ve daha sonra adım adım ilerlerim diye düşünüyordum. Ama birden böyle bir teklif aldım. Yapım şartlarını detaylandırdık. Şu an senaryomuz yazılıyor.

Filmleriniz ya başarısız olursa?
Hayatımda hiçbir şeyi ya başarısız olursa diye yapmadım. Riske girmeden bu işler olmaz. Gerçek sinemacılar kumar oynamaz, kumar oynamalarına gerek yoktur. Çünkü zaten sinema kumardır. Başarısız olma ihtimalini hiç düşünmedim ve hiç düşünmüyorum da. Şimdi başarılı olma şansım çok daha yüksek çünkü Hollywood’u arkama alıyorum. Bundan daha büyük bir güvence olabilir mi?

Evdekiler ne diyor bu Hollywood işine?
Evdekiler mutlu. Onlar benim hayal ortağım zaten. Her zaman benim bu hayalime ortak oldular.
Bu proje diğer Türk sinemacıların da önünü açan bir olay, öyle değil mi?
Kesinlikle evet. Hollywood’da kimin ne yaptığı anında yayılıyor. Diğerleri bu filmin neden Türkiye’de yapıldığını, neden o kişiyle yapıldığını soracak. Bunları konuşacaklar.
Eğer film başarılı olursa projektörlerini Türkiye’ye çevirecekler. Ne olacak, bir kapı daha açılacak. Bütün sektör bundan faydalanacak. Biraz daha büyük düşünmeliyiz. Sinema öyle bir şey ki, her yaptığınız iş bir sonraki için referans olur. Asıl sermayeniz para değil yaptığınız işlerdir.

“Gençlik yıllarımda ülkücüydüm, şimdi bütün ideolojileri kafamdan silip attım”

O kadar film-dizi çektiniz, çekiyorsunuz. Sizin hayatınızın bir senaryo değeri var mı?
Var tabii ki, benim hayatım çok sinematografikti. Ben Toroslar’ın tepesinde motorlu taşıtların dokuz ay giremediği bir köyde doğdum. Köken itibarıyla Yörük’üz. Babaannem, amcam ve bizim evlerimiz yan yanaydı. Fakirdik. Odunları yaktığımız ocağın ışığında çok ders çalıştığımı hatırlıyorum. Beş kardeştik. Çiftçilik yapıyorduk.

Çok mu acı çektiniz?
Tabii ki acı çektim. Acı çekilmeyen bir hayat olamaz. Şairin dediği gibi “İnsan yandıkça gelişen tılsımlı kütüktür”.

Toroslar’dan İstanbul’a nasıl geldiniz?
Babam bizi okutmak için köyden göç etmek istedi. Ancak babaannem her seferinde “Sana hakkımı helal etmem” diyerek izin vermedi. Biz göçmeden babaannem bu dünyadan göç etti. Daha sonra Denizli’de yaşamaya başladık. Kız kardeşimle ben, nüfus kayıtlarında ikiz olarak görünüyoruz. Çünkü babam kız kardeşimi evlendirmek için 1,5 yaş büyük, beni de yatılı okulda okutmak için 2 yaş küçük yazdırmış. Evlendirilmek üzere yaşı büyütülen kız kardeşim şimdi Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde yardımcı doçentlik yapıyor. Bir kardeşim şu anda Columbia Üniversitesi’nde anatomi bölümünde doçent. Onun küçüğü nükleer tıp uzmanı, en küçüğümüz de eczacı oldu.

“Benim için bazılarının eski ülkücü bazılarının da eski bir komünist demesi enteresan ve hoş”
Pipo ve sinemanın dışında sığındığınız bir liman var mı?
Ailem… Onlarla vakit geçirdiğimde o benim için çok iyi bir sığınma noktası oluyor. Atları çok seviyorum ama şu sıralarda binemiyorum. Çünkü vücudumu gün içinde gereğinden uzun süre kullandığım için kalsiyum eksikliği var.

Kendinize neden bu kadar yükleniyorsunuz?
Sinema da stresli, rekabeti yüksek bir iş. Her gün 15 saat çalışıyorum. Bu, set olduğunda hem beyinsel hem bedensel olarak yoğun çalışmanız demek. Sette 150 kişinin arasında birinin gözündeki pırıltıyı kaçırmamanız için sürekli konsantrasyon gerekiyor. Dolayısıyla yönetmenin gözü 360 derece değil, 361 dereceyi görmeli. Zaten bana göre 360 dereceyi görmeyenden de sinemacı olmaz. İşte anlattığım bu konsantrasyon insanı yoruyor.

Kendinizi hangi sıfatlarla anlatırsınız?
İyi niyetli ve pozitifimdir. Hiçbir zaman kötülük yapmam.

Kötülük yapmamak insan doğasına aykırı değil mi?
Olabilir ama kötülük yapmam.

Bazı insanlar sizin için eski ülkücü, bazıları da eski bir komünist diyor, sizin dünya görüşünüz nedir?
Her ikisinin de söyleniyor olması enteresan ve hoş. Ben ideoloji meselesini çoktan kafamdan silip attım.

Peki öğrenciyken hangi dünya görüşüne sahiptiniz?
Bu artık önemli bir şey değil ama öğrenciyken ülkücüydüm.

Neden ülkücüydünüz?
Vatanımı, insanımı ve kültürümü sevdiğim için ülkücüydüm.

Neden uzaklaştınız peki bu görüşten?
O görüşten uzaklaşmadım. O görüşten uzaklaştıran bir şey yok. O çerçeveden, o dar bakış açısından çıktım. Daha geniş bakmak gerektiğini düşünüyorum. Şimdi görüyorum ki, benim için geçerli olan nedenler devrimci arkadaşlarımız için de geçerliydi. Onlar da aynı nedenlerden devrimci oldular.
“Kurtlar Vadisi’nin özendiren bir tarafı yok. Ben düz bir kağıda makale yazmıyorum. Sonuçta sinema yapıyorum”
Cezaevine girdiniz mi?
Hayır, girmedim. Ama Türkiye’yi paylaşamayan insanlar daha sonra bir hücreyi paylaştılar. Gördük ki, aslında biz başka bir senaryonun içindeymişiz. O senaryo sonunda birilerinin hayatına mal oldu. Karanlık bir dönemdi.

Eski bir ülkücü olmanızın “Kurtlar Vadisi”ni çekerken bir etkisi oldu mu?
Mutlaka etkisi vardır. Ama bu diziyi yaparken şunu söyledik: Bu ülkenin milli gelirinin yarısı bizim karanlık ve puslu bir vadi diye tanımladığımız kurtlar vadisinden geçiyor. Bu vergilendirilmiyor. Bu para, bu ülkedeki masum her insana kesilmiş toplumsal bir haraçtır. Bunun hikayesini yapacağız dedik. Bundan daha devrimci bir söylemi ben tanımıyorum.

Eleştirilen noktalardan biri de dizinin mafya yaşamını özendirdiğiydi. Bu tür eleştirilerden etkilendiniz mi?
Bir katilin de pozitif ve negatif tarafları vardır. Ben düz bir kağıda makale yazmıyorum, sonuçta sinema yapıyorum. O insanın içini de deşifre etmem gerekiyor. Özendiren bir tarafı yok bunun. Mafya, bu tür dizileri yapmamakla ortadan kalkmaz. Bu tür dizileri yaparak bunun nereden geldiğini anlatıyorsunuz. Dünyanın her yerinde bu tür diziler çok fazla yapılıyor. Ama Türkiye’de yeni yapıldığı için bu kadar göze batıyor.

Dizide sanki herkes hakkın rahmetine kavuşmak için kuyruğa giriyormuş gibi bir hava var…
Girerler çünkü mafya o kadar kolay bir şey değil. Tavuk keser gibi adam kesiyorlar orada. Orada insanlara gül vermiyorlar. Gül veriyorlarsa kan rengi olduğu için veriyorlar. Arkasından da kan akıtılıyor. İnsanların bunu da görmesi gerekiyor. O dünyanın kendi gerçeği bu. Her babayiğidin harcı değil, ciddi bir yürek istiyor. Ben sinema yaparken oradaki insanın da sıradan biri olmadığını anlatmam gerekiyor.

Mafya filmleri-dizileri çekmek isteyen bir yönetmen için Türkiye iyi bir konu kaynağı mı?
Bunlar dünyanın her yerinde oluyor. Ama bizim toplumumuz, mafyalaşmaya hazır, stres toplum olmuş artık. Bütün bunların altında yatan şey sistemin iyi çalışmaması.
Kaynak:ÖZKAN GÜVEN (17-10-2004)

Etiketler: , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular