header image
    Twitter yüklenirken lütfen bekleyiniz Osman Sınav Fan Twitter
Son Güncel Duyuruları Osman Sınav Twitter'dan Takip Edebilirsiniz!
7000'i aşkın Osman Sınav Fan Hayranları arasına katılmak için Tıklayınız!
Osman Sınav Fan Hayranları Facebook Sayfası için Tıklayınız!

Uzun Hikaye fiminin basın yansımaları devam ediyor. Zaman Gazetesi yazarlarından Tuba Deniz’in Uzun Hikaye Sinema Filmi hakkındaki görüşlerini ve yorumları sizlerle…

Uzun Hikâye’nin bir yerinde Bulgaryalı Ali, ‘Her kitabın bir kaderi vardır’ der oğluna.

Aslında her filmin de bir kaderi vardır. Mustafa Kutlu’nun sevilen eserinin peliküle yansıma hikâyesi de ismiyle müsemma… Yıllar süren bir bekleyişin ardından, Uzun Hikâye nihayet vizyona uğradı. Osman Sınav, “On bir yıllık hayalimdi.” dediği filmle ilgili daha önce de girişimlerde bulunmuş ama nasip bugüneymiş. Uzun Hikâye, bir tarafıyla baba oğul hikâyesi, bir yanıyla da ömrü boyunca mülkiyet hissi tatmamış, kendini hiçbir yere ait hissetmeyen ve her daim adaleti arayan, ahlakından taviz vermeyen, bu mücadelesi uğruna tek başına kalmayı göze alan taşralı bir ‘halk kahramanı’nın… Hikâyedeki tüm olayları, zorlukları, mücadeleleri, kişileri birbirine rapteden en temel duygu ise umut ve sevda.

Osman Sınav, her tren yolculuğu ile birbirine bağlanan hikâyecikleri filme uyarlarken handiyse Kutlu’nun adımlarını takip etmiş. Kitaptaki hikayenin kronolojisi, karakterleri hatta diyalogları büyük oranda bire bir aktarılmış filme. Kimi yan karakterler geri plana itilirken, onların yaşadıkları bazı detaylar filmin ana karakterlerinin öykülerine giydirilmiş. On bir yıldır bu projede oynayacağını bilen Kenan İmirzalıoğlu’nun fiziki yapısı, kitaptaki Ali tarifine oldukça yakın. Kutlu’nun hikâyesi açık uçlu idi, Sınav filmini coşkulu bir son ile bitirmeyi uygun görmüş.

uzun_hikaye_zg

SAKA KUŞU, KÜPE ÇİÇEĞİ, VAGON EV…

Bulgaryalı Ali’nin uzun hikâyesi, çok sevdiği eşi ve oğluyla, bir tren vagonunda başlar. Vagon ev, saka kuşu, küpe çiçeğine kanaat eden, yoksulluğun umutsuzluk anlamına gelmediği bir dünyadır onlarınki. Sempatik tavırlarıyla her gittiği kasabada kendine hemen iş, arkadaş bulan Ali’nin adaletsizliklere karşı kayıtsız kalamaması filmin rotasını belirler. Hiçbir yerde uzun süre barınamamasının esbab-ı mucibesi; devletin, statükonun, köşe başlarını tutmuş düzen ağalarının haksızlıklarına karşı bigâne kalamamasıdır. Kasabadan kasabaya göç eden, bu yolculuğunda karısının erken yaşta vefatı sebebiyle oğluyla bir başına kalan Bulgaryalı Ali’nin öyküsünü kazıdığımızda ise karşımıza mülkiyet, aidiyet, eşitlik, hak, ahlak gibi pek çok kavram çıkar. Fakat bu meseleleri derinleştirmek değil de sadece değinmektir filmin niyeti.

Mustafa Kutlu hikâyeciliğinin en dikkat çeken yanı sade anlatımı, hayata ve insanın varoluşuna dair incelikli temasları, az söz ile çok şey anlatabilme kâbiliyeti. Genellikle ‘iyi karakterler’ üzerine kurgulanan bu hikâyelerde insanların yaşadıkları gerilimlerin, zorlukların varacağı nokta trajedi değil de daha çok hüzün. Osman Sınav’ın filminde de ‘iyi adam’ vurgusu oldukça fazla. Ali’nin ve oğlunun başına gelen tüm zorluklara rağmen, hayata tutunma çabasında hep daha güzele ulaşma arzusu var. Osman Sınav, baba oğlun bu bitmeyen yolculuğunda ‘hicret metaforu’ndan ilham almış. Filmde vurgulanan, kötülük ile mücadele eden ama her daim ışığın, iyinin izini süren bir tarz-ı hayat.

Yönetmenin filmini kitabın dilinden ayıran en belirgin yanı ise estetik tercihleri. Kutlu’nun yalın anlatımı, Sınav’ın filminde rengârenk, ışıl ışıl bir nevi fantastik bir masal diline evrilmiş. Oyunculuklardan tutun da ışığın ve müziğin kullanımına, tercih edilen kostümlere kadar yansımış bu duygu hali. Öyle ki balon sahnesinde olduğu gibi abartılı denilebilecek noktalara bile varmış kimi zaman. Kitapta belirli bir mantık içerisinde karşımıza çıkan balon-gül romantizmi, filmde ‘küçük bir kasabanın semasında bu devasa uçan balonun ne işi var?’ sorusuna karşılık geliyor.

İYİLİK, DAİMA İYİLİK…

Adalet savaşı veren Bulgaryalı Ali’nin elinde silah değil, kalem vardır. Ki filmin nihayetinde kendi izdüşümüne dönüşen oğluna, bitmeyen umudu ve aşkı gibi ‘söz’ünün nişanesi daktilosunu da emanet eder. Hayat bir döngüden ibarettir, yüzü iyiye dönük bu ‘hicret’in ilelebet süreceğine dair son söz de söylenir böylece. Son dönem Türkiye sinemasının tıkanıp kaldığı karanlık, kasvet, kötü fikrinin mutadı hilafına aydınlık, umut ve ‘sebepsiz iyilik’in peşine düşer Uzun Hikâye. Zaten üç günlük dünyayı anlamlı kılan nedir ki? Bir küpe çiçeği, bir saka kuşu, hatta kimi zaman vagondan bozma bir ev…

Zaman Gazetesi-Tuba Deniz

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunlarıda Okudular